Bir GSM Gönüllüsünden Ebeveynlerin İçine Su Serpecek 10 Bilgi

2011 yılında Almanya'da bir gençlik kampına katılmış ve o yıl 16 yaşında olan GSM gönüllüsü Sinem, ebeveynlerimizin içine su serpecek bilgiler paylaşmış. 18 yaşından küçük genç bir gönüllü olarak Avrupa'ya tek başına giden, 2 haftalık kamp sonrasında edindiği tecrübelerden yola çıkarak buradan bütün ebeveynlere seslenen Sinem'in yazısına bakalım:

0
595

Arkadaşımla merkezdeki kahvecilerden birinde “boş” yaparken yan masanın konuştuklarına kulak misafiri oldum. O kadar boş yapıyorduk ki, ikimizde telefonlar elimizde sessizce oturduğumuzdan dolayı yan masayı duymak benim için çok kolay olmuştu. Kahvemin soğuyup gittiğinin farkına o an vardım ve kulağıma şu sözler takıldı:

“Abi süperdi ya… Hayatımın en güzel 2 haftasıydı… Düşünsene bir İngiliz, bir Fransız, Bir Alman, bir de ben; temel fıkrası gibi! (gülüşmeler)…”

“Parası olan gidiyor tabi oğlum. Hayat sana güzel…”

“Ya hu o da para mı? Bir ayda şu kafede içtiğin kahvelerin parasını bir kenara koysan yine gidersin…” (Diğeri heyecanla lafa atlıyor) “Oğlum aileni nasıl  ikna ettin?… İşte tam bu noktada ben de dayanamayıp lafa atladım: “Pardon, ben de aynı soruyu soracaktım…”

Eğer 18 yaşını henüz doldurmadıysanız, elbette ailenize danışacak çok daha fazla konunuz var demektir. Reşit olmadığınız için size olan ilgi ve endişe her zaman daha büyüktür. Ama şöyle bir durum var ki, ailemize doğru ve mantıklı isteklerle gidersek, kendimizi ve istediğimiz şeyi doğru ifade edersek, kabul etmemeleri için geriye çok az sebep kalıyor. Ben de o anlardan birini yaşadım:

Yan masadan öğrendiğim Uluslararası Gönüllü Gençlik Kamplarını (o zamanlar ismini bile doğru söyleyemiyordum) aileme anlatmak için cümlelerimi aklımda toparlamaya çalışarak eve doğru gidiyordum. Otobüste otururken yüzümde saçma bir gülümseme olduğunu çok sonradan fark ettim. Neyse ki ineceğim durak Almanya kadar uzak değildi.

Akşam yemeğinin gündeminde eğitim sistemi ve babamın şikayetleri vardı. Annemle babam benim geleceğim üzerine endişeli cümleler kurarken laf ağzımdan pat diye çıkıverdi: “Ben Almanya’ya gidecem!”

Sessizlik… Babam ağzındaki lokmalar bitmesin diye yenilerini dolduruyor… Annemin iştahı kaçtı. Masayı toplamaya başladı. Söze böyle girilmemesi gerektiğini biliyordum ama, gençlik heyecanı işte… Bilirsiniz. Neyse ki babam lokmasını bitirdi:

“Güzel kızım, o da nereden çıktı şimdi?”

Uluslararası Gönüllü Gençlik Kamplarından bahsettim. Gençlik Servisleri Merkezinden, gençlik çalışmalarından, bunun bir seyahat turu olmadığından, çok ucuz olduğundan, her yıl yüzlerce gencin bu programa katıldığından falan filan… Bütün gün bu konuyu tartıştık. Ben anlattıkça kendileri de incelemeye başladı ve itiraz etmeden güzelce dinlediler. En sonunda babam “gidip bir de onlardan dinleyelim bakalım, öğren adreslerini” dediğinde yüzünde hala buruk bir ifade vardı.

Büyük gün… GSM ofisindeyiz. Ben GSM ofisindeki bilgili ve bir o kadar tatlı görevlilerin ailemi kolayca ikna edeceğini ilk bakışta anladım. Ama onlar bana az kalsın kalp krizi geçirtiyordu. Görevliler daha önceden kampa gitmiş bazı gönüllülerin hava limanında kaybolmasıyla, yanlış istasyonda inip beklemeleriyle, kampta geçirdikleri hastalıklarla, ailesini özleyip geri dönenlerle ilgili bir sürü olumsuz anı anlatıp gülüştüler. Ben bu arada ecel terleri döküyorum… Babam nezaketen gülümsüyor, bir yandan da anneme “ne diyor bunlar?” diyen gözlerle bakıyor. Ben sanıyordum ki ailemi hemen ikna edecekler ve biz sözleşmeyi imzalayıp çıkacağız. Tamam dedim, her şey buraya kadarmış…

Nitekim bu GSM ofisindeki arkadaşlar aslında işi baya biliyormuş. Pazarlama yapmak yerine başımıza gelen kötü olaylardan ve bunlara karşı alınabilecek basit önlemlerden bahsetmeleri çok daha etkili olmuş olacak ki, ertesi gün annemle internetten birlikte kayıt yaptırdık.

Sözü uzatmadan… Kampa gidip geldikten sonra şunları anladım:

1) 15 yaşındaki ben, daha önceden tek başına metroya bile binmemiş olan ben, tek başıma Almanya’ya gidip alnımın akıyla geri dönebilirim. Siz yine de eğer daha önce şehir içi ulaşım yapmadıysanız, gitmeden bir prova yapın.
2) Avrupa, Türkiye’nin çoğu yerinden çok daha güvenli bir yer.
3) Kampta ve şehirde, kimse İngilizcenizin kötü olmasını umursamıyor. Sizi hiç bir nedenden dolayı dışlamıyor.
4) Çoğu kampta olduğu gibi ben de hava limanında karşılanmadım. Hava limanından trene binip bana söylenen istasyonda inmek, Türkiye’dekinden çok da farklı değil. Adres sorarken birine gideceğiniz yeri söylemeniz yeterli. İngiltere kraliçesi gibi ingilizceniz olması gerekmiyor.
5) Farklı kültürden gelen insanlarla 2 haftanızı paylaşmak, size 2 yıl kazandırabilir.
6) Başınıza gelecek hastalık ve yaralanma gibi durumlarda size sahip çıkan bir kamp lideri, profesyonel bir kuruluş, diğer kamp gönüllüleri ve sağlık sigortanız var. Denedim, gördüm.
7) Trende veya otobüse uyumayın. Hangi istasyonda olduğunuzu takip edin. Camdan dışarı bakıp çevreyi seyredin.
8) Gitmeden önce aklınızda soru işareti bırakmayın. Haritanız, ineceğiniz istasyonlar elinizde hazır bulunsun. Kamp liderinin Whatsapp numarası ve alıcı kurumun iletişim numaraları mutlaka yanınızda bulunsun. Ücretsiz WiFi alanlarını öğrenin.
9) Avrupa’da tek başınıza yaptığınız bu yolculuk ve 2 haftalık kamp deneyimi, Türkiye’ye döndüğünüzde sorunları nasıl çözeceğiniz ile ilgili size büyük yetenekler kazandırıyor.
10) Kamp lideriniz ve diğer gönüllülerle iletişim kurun. Mutlu anlarınızı da, sorunlarınızı da mutlaka paylaşın.

Bonus: Kendinize güvenin!

Bu eşsiz deneyim için aileme, kamp liderime, diğer gönüllülere ve GSM’ye sonsuz teşekkürler!

Sinem Ç. – GSM Gönüllüsü 

YORUM

Lütfen yorum yazın
Lütfen adınızı yazın